Setar: Üç Telin Hikâyesi

Setar (Farsça: سه‌تار), adını Farsça “se” (üç) ve “tar” (tel) kelimelerinden alır. Üç telli demektir. Ama gelin görün ki, bugün bu enstrümana baktığınızda dört tel görürsünüz. İşte bu paradoks, setarın öyküsünü anlatmaya yetecek kadar gizemlidir.

Adına takılıp kalmayın; bu, İran’ın en mütevazı, belki de en derin nefesli çalgısıdır.

Sessizliğin ve Tasavvufun Çalgısı

Setar, İran klasik müziğinin en özgün enstrümanlarından biridir. Ailesi, kadim tanbur ailesidir. Fiziksel olarak Tara benzer ama ondan daha küçük, daha içe dönüktür.

Onu diğer enstrümanlardan ayıran şey, sesinin “hüzünlü” ve “buruk” olarak tanımlanmasıdır. Batılı bir kulağa tınısı biraz nazal (genizden) ve kısık gelebilir. Aslında bu, setarın fısıldamayı tercih etmesindendir. Kalabalık içinde bağırmaz; tenha bir odada, baş başa kalmayı sever.

Belki de bu yüzden, yüzyıllardır Mevlevi dervişlerinin ve Sufi mistiklerinin en sevdiği çalgı olmuştur. Setar, kalabalık sarayların gösterişli sazı değil; bir tekkenin sessiz köşesinde, ilahi aşkı fısıldayan bir ney kadar içten, bir ud kadar esrarlıdır.

İsminin İronisi: Neden Üç Tel Deniyor?

En çok merak edilen konuya gelelim: Neden dört telli bir enstrümana “Üç Telli” denir?

Bunun cevabı tarihin tozlu sayfalarında saklı. Setar, gerçekten de üç telli olarak icat edildi. Ancak 19. yüzyılın ortalarında, İran mistisizminin ve sanatının önemli isimlerinden Müştak Ali Şah (Moshtagh Ali Shah) enstrümana dördüncü bir tel ekledi.

Aslında bu eklenen dördüncü tel, mevcut “bam” (bas) telinin yanına, onu desteklemesi için konmuş bir “eş” teldir. Pratikte çalınış mantığı hala üç tel grubu üzerinden işlese de, teknik olarak iplerin sayısı dörde çıkmıştır. Bu yeni tele, ustasının adına ithafen “Müştak teli” (semi-Moshtaq) denir.

Yapısı: Sadelikteki Ustalık

Setar, görünüşte son derece sadedir.

Çalınışı ise oldukça kişiseldir. Mızrap yerine, genellikle sağ elin işaret parmağının tırnağı kullanılır. Bazen başparmak da yardımcı olur. Parmağın eteyle teli buluşturması, setara tırnaklı bir mızraptan çok daha yumuşak, insansı bir ton kazandırır.

Setar ve Sitar Karıştırılmamalı

Her ne kadar isim benzerliği ve köken birliği olsa da, İran Setar‘ı ile Hindistan Sitar‘ı bambaşka iki dünyadır.

Tarihçiler, Babür İmparatorluğu döneminde Pers setarının Hindistan’a gidip orada dev bir kabakla evlendiğini ve bugünkü Sitar’a dönüştüğünü düşünürler. Setar, sade ve mütevazı kalırken; Sitar, sarayların ve ragaların dev enstrümanı olmuştur.

Bugün Setar

Setar, İran klasik müziğinde (Destgah sistemi) en önemli rolleri oynamaya devam etmektedir. Çağdaş dünyada Hossein AlizâdeKayhan Kalhor (genelde kemençe ile tanınsa da setar ustasıdır) ve Mohammad Reza Lotfi gibi virtüözler sayesinde setar, sadece İran’da değil, dünya müzik sahnelerinde de kendine yer bulmuştur.

Bir setar dinlerken, aslında sadece müzik dinlemezsiniz; İran’ın ta Orta Çağ’dan beri süregelen fısıltısını, mistik şairlerinin derin nefesini ve bir milletin sessiz çığlığını duyarsınız. O yüzden denir ki: “Setar çalınan evde, aşk eksik olmaz.”